Gerçekten de, herkes ismimi biliyordu ama hikâyemi en yakınlarımdan öte kimse bilemiyordu... Partiden partiye gezmekten, gece hayatını sevmekten, makyaj ve saçlarınla hep uğraşmaktan, fotoğraf çekilmekten başka işi olmayan bir kız gibi görünüyordum diğer insanlara. Yaşıma göre olan da oydu zaten, öyle değil mi? Ama hayat bana öyle bi davranmıştı ki, taşıyabileceğim yükten daha fazlası vardı omuzlarımda.
Derdimi, üzüntümü ve kırgınlığımı dışarıya yansıtmaktan kaçınan bir insandım her zaman... Kapılar arkasında ağlardım belki, çığlık ata ata bağırıp öfkeleniyordum belki ama kapılar açılınca, bunları içime saklayıp gülümsemeyi becerebiliyordum. Dışarıda gördüğün her bi insanın farklı farklı dertleri vardır ve nelerle savaştığını asla bilemediğin için herkese saygılı davranman gerekiyor. Zaten bir insana kötü davranınca sen göğe varmıyorsun, ama o yerle bir olabiliyor. Aksine, iyi davranabildiysen, sen hiç bir şey kaybetmiyorsun ama o, ufak bir tebessümle göğe varabiliyor. Orada dışarıda yıkılmanı bekleyen çok insan var diye, her şeye rağmen ayağa kalkıp inatla, ısrarla gülümsemen lâzım, hiç derdin yokmuş gibi! Annem bana bunu öğretti, ben de böyle öğrendim. Ben meselâ, beni asla yıkılmış halde göremez kimse, çünkü yıkılırsam eğer bu düşmanlarımdan öte kimsenin işine gelmez. Gerçeği de, üzgün birisiyle gerçekten sevmeyen hiç kimse tahammül edemez.
Bana da gerçekten değer veren insanlar zaten yanımdaydı, yeni insanlarla tanışmak istemiyordum, hayatımdan gidenlere de sadece mutluluklar dileyebiliyordum. Benim de zaten bakışlarım çok sertleşmişti, acımasızca bakabilirdim herkese, hatta gözlerime bakıp oluşan o boşluğu bile görebiliyordu insanlar... Benim bakışlarım yumuşayamazdı artık. Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri asla yumuşak bakamaz ki. Bunu da bana insanlar yaklaşmasın diye iticilik olarak kullanıyordum aslında...
Annem, böyle konuştuğumu duysa eminim ki gurur duyardı benimle. Onun asla yapamadığını ben yapabilmiştim sonunda. Annem, asla ama asla itici ve kötü birisi gibi gözükmezdi, gözükemezdi. Herkesle arkadaşlık kurabilen, sıcakkanlı, acıyan, esirgeyen, koruyan, melek gibi bir insandı. O yüzden de anneme hayat, iyi kalbi olduğu için, pek te güzel davranmamıştı... Çok kez annemle aynı konuşmalar olurdu."Anneciğim, bu kadar iyimser olma, seni kullanacaklar, iyi niyetin kullanılacak, insanlar kötü!" diyordum sürekli, ama annem, o güzel elâ gözlerinle bana bakıp "Hayır be annem, her bir insanın içinde iyilik var" derdi. Bu pis dünyaya inat, hep iyiliğe inanırdı. İçimde ufacık bir masumiyet, iyilik varsa eğer, bana annemden kalmadır.
Benim de bazen çocuksu, olgunsuz davranışlarım vardır. Bazen saçmalıyorum çocuk gibi, bazen de bir küçük çocuk gibi masum düşüncelerim, çocukça hayallerim olur. Ama kendime de kızmıyorum çünkü, ben de yaşım daha küçükken o masum içimdeki çocuğu öldürmüştüm. Küçük gözlerimle görmemem gereken çok şey gördüm, şimdi sırası olmayan. Gerçeği çocukluğumu da doya doya yaşayamadım bi yaştan sonra... İçimdeki o küçük kız, sallıncak kurması gereken iple kendini asmıştı.
Bu sözlerim abartı olabilir, ama bazen hikâyeyi tam olarak anlatamazsın ya, bazı olayları kendinle bile konuşamayabilirsin... dışarıdan o mutlu kızı herkes görsün istersin. Bırak zaten, öyle kalması da daha iyi.
Bu sıralar, kardeşime en çok odaklanmıştım. Okula götür, okuldan al, ona yemek hazırla, derslerinde yardım et, çamaşırlarını yıka, hayatla ilgili sorularına cevapla, anne gibi yanında olmaya çalış... Küçük bir anne gibiydim artık. Ben anne olmayı bilmiyordum ama. Anneler kızmaz çünkü, anneler her bi isteğini gerçekleştirebilir. Anneler her şeyi bilir, anneler hep haklı olur. Ben de pek anneliği beceremezdim sanki. Öyle geliyordu bana. Ama yine de elimden geleni yapmaya çalışıyordum, çünkü anneme ben bir söz vermiştim. Son gün, artık uykularından uyanamayacağını anladığım gün, doktorların annemi son kez görmemize izin verdiklerinde, başının üstünde "Gözün arkada kalmasın, anneciğim" demiştim. "Kardeşime ben bakarım". Sonra da, üç kardeş sarıldık annemin karşısında. "Bak annem, bize öğrettiğin gibi, aramızda kardeşler bağlıyız" dermiş gibi. Kardeşimi hastaneye almadık hiç, annemi öyle hatırlamasın diye, aklında annemiz öyle kalmasın. O masum gözleri masum kalsın diye...
Kardeşime de artık öksüz kaldığımızın haberini ben vermiştim. Çaresizce abla-kardeş bakıştık. Asla inanılacak değil ama, 11 yaşındaki bir çocuğun lafları beni yeniden ayağa kaldırdı. O sözleri aklımdan çıkmıyor. Tam yerle bir olmuştum, dizlerime eğilip ona bu acı haberi verdikten sonra gözleri dolu "Ama üzülmüyorum" dedi. Şaşırıp baka kaldım ona. "Siz varsınız" ekledi "Siz olmasanız ben n'apardım?"... Sonra sarıldım kardeşime. Ben, onun yaşında ona abla olmuştum, annem o zamanlar doğumhanedeyken nasıl ağlamıştım hatırlıyorum. Annemin öleceğini sanmıştım masum aklımla ve aklımı kaybetmiştim. Ama kardeşim benden akıllı, benden güçlü çıktı... Böyle sözleri, böyle küçük bir çocuktan beklemiyordum ve o sözler, o gün beni yeniden ayağa kaldırdı. Düşmemem gerektiğini o gün daha iyi anladım.
Bir gece, annesiz kaldığımızdan birkaç gün sonra, kardeşimle annemin yatağında yatıyorduk. Nasıl anne olunur bilmiyordum, pek te bir annenin ne yapması gerektiğini bilmediğim için kardeşime sarılırdım, okşardım saçlarını, saçma sapan şeyler anlatıyordum.
Bir an sessizlik oluştu ve ikimiz de tavana baka kaldık. "Benim ama bi şikâyetim var" dedi kardeşim. "Neymiş o" sordum. Ufak bi sessizlikten sonra bana döndü "Allah o kadar mı meleksiz kaldı ki anneyi almaya mecburdu ? Başka melekleri mi kalmadı ?" diye sordu. Yutkunamadım. "Galiba" dedim. "Anne kanat mı çıkardı sırtında?" yeniden tavana baktı "Heralde" "Annenin kanatları nasıl?" "Kocamandır" dedim "Bütün aileye sarılıp koruyabilecek kadar büyük kanatları vardır" ekledim. "Anne çok iyi bir insandı, o yüzden aldı onu bizden" dedi sonra. "Evet, öyleydi." . Yeniden bana döndü "Sen de iyi bir insansın. Seni de mi alacak Allah?" sordu. Sustum. "İyi birisi olma, seni de almasını istemiyorum. Ben sensiz n'aparım?" sordu yine. Ona döndüm. "Ben anne kadar iyi değilim, ama olmalıyım. İyi olmak zorundayız yoksa anne bizim yanımızda kalamaz.Aileden birini seçti Allah, başkasını almayacak... Bizi daha yüksek bir gücün koruması lâzımdı, o yüzden anne bizi koruyor artık" dedim. Küçük bi gülümseme oluştu yüzünde. "Sen de gitmeyeceksin, öyle değil mi?" sordu bir cevaba susamış gibi. "Gitmiyorum hiçbir yere" cevapladım gülerek. "Söz mü?" "Söz veriyorum" baktım gözlerine "Sana sözüm olsun ki beni görmekten bıkacaksın. Ömür boyu başının üstünde olacağım, hep onu yapma bunu yapma diye canını sıkacağım. Kendin bile beni kovmak isteyeceksin ama ben, hep kafanda olacağım. Yaramazlık ta yapamayacaksın, ha!" güldüm. O da güldü. Rahatça gözlerini kapayıp uyudu yanımda. Ben de, bütün gece ağladım o masumun yanında ona bakarak.
Birkaç gün sonra zaten, emin olmak için ablama da söylemiş. "Raife bana asla ölmeyecek dedi. Öyle mi? Dimi ona bişey olmayacak" . Nasıl masum, nasıl başka kimseyi kaybetmek istemiyor... Ben de ne kadar bıkmış olsam da, hayatta kalmam gerektiğini anlamıştım. Başka çarem yoktu, benim hayatta kalıp annemin yarıda bıraktığını tamamlamam lâzımdı.