Günlerim hep aynı anne. Heyecanı aramıyorum, huzurum yok, hayallerim ölmüş. Daha 20’li yaşlarımda oturup ölümü düşünüyorum, bir bankta oturup, bir sokaktan geçip, günün yoğunluğunun içinde...sürekli düşünüyorum. Kafamdaki sesler susmuyor bazı günler, diğer günler de her şey normalmiş gibi geçiyor. Ama bir günüm bile geçmiyor seni anmadan.

Ben gitsem kimler üzülür diye oturup hesaplıyorum bazen, sonuçtaki insanların sayısı beni kırıyor. Ben gerçekten önemli, anımsanmaya, hatırlanmaya değecek birisi miyim gerçekten diye soruyorum da kendi kendime. Bazen kendi sorumu ben bile cevaplayamıyorum. Ben senin gözünde bir tek o kadar önemliydim zaten, biliyorum. Ben senin sevginle büyümüş ve artık yarım kalan kızınım... 

Birkaç ay önce tekrar o koridorlarda gezdim anne, biliyor musun? Hani sağda solda kocaman camları olan, o hastane koridorunda. Hani seni 2 sene önce aradığım o koridorlarda... Ama bu sefer kalbimin kırık paçlarını biraz da olsa toplamak için gittim. Ben o hastaneden bir zamanlar paramparça ayrılmıştım diye, başka çocuklara biraz da olsa mutluluk vermeye gittim. İki-üç haftadır plânladığım birşeydi, orada tedavi gören çocuklara hediyeler dağıttım. Aldım kağıttan poşetler, içlerine oyuncaklar doldurdum, kırmızı-beyaz kurdeleler bağladım ve tam 25 çocuğa hediyeler dağıttım. Belki o hastanede ben sadece mutsuzluk yaşadım, ama başka birileri de aynı olmasın orada diye, kendi yaralarımı da başka insanlara mutluluk vererek tedavi ettim o gün...

Mutluluğu arıyorum ben de bir kedi okşarken, yeğenlerime bakarken, veya bir bebek bana gülümserken. Ve seni arıyorum sürekli, eskiden geçtiğin yollarda, yabancı insanların yüzünde, sabah içtiğim kahvemde, sigaramın dumanında, eşyalarında, sevdiğin yemeklerde, gökyüzünde...
Seni özlüyorum, bir daha seni görememek beni parçalıyor, biliyor musun, günleri sayıyorum, bir gün daha geçti diye, bu gün de ölüme biraz daha yaklaştım diye, sana kavuşmak zamanına biraz daha yakınladım diye. Bitiş çizgisi çok uzakta ve ben daha göremiyorum. O çizgiyi istesem önüme çizerim, kendi sonumu kendim yazarım, istesem yarın daha sana kavuşurum anne ama geride bırakamam... en çok ta kardeşlerimi. Onlar için önemliyim, biliyorum, veya buna böyle inanmak istiyorum.
Yaşlanmaktan da korkuyorum anne, ilerleyen yaşlarda hafızamı kaybedecek bir hastalığa kapılmamdan, seni hatırlayamayacağımdan korkuyorum. Yüzümün kırışıklıklarından korkuyorum meselâ, ellerimin tutmamasından, ayağa kalkamamdan...
Ben de senin gibi genç bu dünyadan göçmek istiyorum ama hayat bana bu hatrımı da yapmayacak, biliyorum.
Ne huzurum kalmış bu zamanlar, ne yaşama sevincim. Ne hayallerim var, ne de birşeyler yapmaya hevesim. O kadar plân yapmaktan korkmuşum ki, artık yarın bile giyeceğim kıyafetleri geceden seçmiyorum, yarın yapacağım yemeği bile bu günden düşünmüyorum. Her günümü aynı rutinde yaşıyorum. "Yaşıyorum" mu dedim, sadece nefes alıyorum artık. Mutsuzum. Etrafımdaki insanları bile mutlu edemiyorum ama onları benim siyahımdan uzak tutmaya çalışıyorum. Beyaz sayfalarını kirletmek istemiyorum, mutlu edemesem de mutsuz etmek istemiyorum en azından...

Anne, böyle olduğuma kızıyorsundur eminim. Ama başka seçeneğim yok. Herkes için burada olmaktan başka seçeneğim yok, yorulmuş olsam da. Yorulduğumu dile getirmekten bile yoruldum artık, anlıyor musun? Ama olsun, sabah yine bir güneş doğacak ve ben bir gün daha sona yaklaşacağım. Seni görmeye sabırsızlanıyorum anne, sana sarılmaya, sana her şeyi anlatmaya...
Şimdi sadece sabrediyorum anne.

Sabrediyorum...

© 2025 | Το συγγραφικό blog της Rai. Διατηρούνται όλα τα δικαιώματα.
Υλοποιήθηκε από τη Webnode
Δημιουργήστε δωρεάν ιστοσελίδα! Αυτή η ιστοσελίδα δημιουργήθηκε με τη Webnode. Δημιουργήστε τη δική σας δωρεάν σήμερα! Ξεκινήστε