Bu gün işteyken bir kadın geldi anne. İşyerinde gözlerimin dolması ve ağlayacak gibi olmam kadar utanç verici kaç şey olabilir ki? O kadını sana çok benzettim anne. Aslında sana kimse tamamen benzemiyor... ama o kadının saç rengi, gözlerinin şekli, ciddi duruşu, bakışı, cildi, teninin buğday rengi hatta alnındaki kırışıklıkları bile sana çok benziyordu. Arkamı döndüm anne gözlerim doldu aniden... ama dayanamadım, tekrar kadına doğru dönüp baka kaldım. Birazcık da olsa, sana biraz da olsa benzeyen birine bakıp hasret gidermeye çalıştım zavallıca. Seni ne kadar çok özlediğimi tekrar bu gün bu kadar çok hissettim. Dizlerim kesildi anne, başımdan kaynar sular indi... yabancı bir kadına sarılmak isteğinde bulundum ben bu gün anne, ama yapmadım. Aklımı mı kaçırıyorum? Çünkü gerçekten, nereden de baksan, sana kimse aslında benzemiyor. Belki de özleminden herkesi sana benzetmeye başladım ve ya da benzetmeye çalışıyorum... belki. Belki, şansa yüzünü tekrar görürüm diye, başka birisinde olsa da. Özlemin çok ağır be annem. Bu satırları da zaten, işyerinde, kendimi bir köşede gözlerim dolmuş bi halde, yazarak buluyorum. Eminim şu an beni görüyorsundur. Belki de sarılıyorsundur bana kendince ama ben hissedemiyorum anne. Geçenlerde zaten rüyama da gelmiştin, biliyor musun? Biliyorsundur, sen geldin zaten. Örüyordun anne ben de sana hatırlattım o yarıda kalan örgülerini. Hani ablamın bebeğine ördüğün oyuncakların birkaç tanesini, hani yarım kalanları hatırlattım sana... "vaktimiz var" demiştin bana, "yetişip bittireceğim onları da, sakin ol" dedin. Ben, rüyamda da olsa, farkındaydım bunların hepsi gözlerimi açtığım saniyede bitecekti...iyi değilim anne. Aklımı kaybediyorum sanki. Çok zor gelmeye başladı. Hep zordu ama daha önce hiç böyle yabancı birine, bu kadar uzun-uzun bakmışlığım yoktu.

Bazen hayat yine normalmiş gibi hissettiriyor, biliyor musun? Sanki, hani, bunların hepsi hiç yaşanmamış gibi. Birkaç saniyeliğine... Evde olsun, işte olsun. Yalnızken tek başıma veya insan varken de etrafımda. Ama o saniyeler ardından tekrar gerçek hayata geri dönüyorum. Çok ağır anne... Geçenlerde rastgele bir film izledim. Ne farkettim biliyor musun? Filmlerde bile her bi kızın annesi var hani ve de ben her "anne" kelimesini duyduğumda gözlerim doluyor. Hem de neye gözüm doluyor, iki oyuncuya! Hani rollerinden öte, birbirine iki yabancı olan insana. Bir oyuncu, başka bir sahne arkadaşına o kelime ile hitap etmesine. Bana o kelime yeter ama be anne, biliyosun beni. O kelime ağzımdan hiiç düşmedi...

 Bunları kimse bilmiyor, bilmesin de. Kapılar dışında o mutlu ve gülümser kızı bilsinler. Sen bana böyle öğretmiştin, lafından daha hiç çıkmadım. Ama ne zor... ne kadar zor. Bizim balkonda o kahveleri kendim içmek, işten eve geldiğimde olanları kimseye anlatamamak. Bazen arkadaşlarıma anlatmaya kalkıyorum olan biteni ama aynısı değil be anne. Sana anlatıyorken kendimi ağırlıkmışım gibi hissetmezdim. Seni rahatsız ediyormuşum gibi hissetmezdim. Başka birine anlatınca derdimi öyle hissediyorum da...sana anlattığım gibi kimseye anlatamıyorum hiç bir şeyi... Güçlü olmaya çalışıyorum ama en olur olmaz vakitlerde çöküyorum anne. Bulaşıkları yıkarken meselâ köpüklü ellerimle, gözyaşlarımı koluma silerken kendimi mutfağın köşesinde, yere oturmuş buluyorum. Çamaşırları toplarken meselâ, aynı çamaşırı üç-dört kez dürmüşlüğüm var, kendimi ağlamamak için zor tutarken. Arabayı kullanıyorken, radyoda seninle dinlediğimiz şarkılar denk gelince yola bomboş baktığım oluyor, gözlerim dolup ışıkları puslu gördüğüm oluyor... Arabayı da senin bıraktığın yere bırakıyorum her sabah. Daha bir sabah geçmedi seni düşünmeden anne, sen de oralardaydın bir zamanlar. Acaba, düşünüyorum, sen oraya giriyorken veya çıkıyorken neler düşünüyordun? Bana anlatmadığın kaç yükün vardı omuzlarında? Bazen de korkuyorum anne, aklım bana pis bir oyun oynar diye, hani dalgın bir şekildeyken seni orada gördüm diye sanmayayım sakın. Aklımı kaybedeceğim diye çok korkuyorum, çünkü aklımı en çok ta senin için korumalıyım. Aklımı kaybedersem bizim anılarımız da kaybolur. Anılarımız senden bana geri kalan ne varsa anne, onlar benim hazinem.

 Ev sensiz aynı değil, hayat sensiz aynı değil, yaşam sensiz aynı değil...keşke halâ yaşasaydın yanımda. Yanımda diyorum, yanlış anlama, sen yaşıyorsun da, artık sadece içimde. Keşke yanımda da olsan ama, onu demek istiyorum. Görsem, koklasam, dokunsam.

 Haykırmak istiyorum bazen, şimdi bile. Bağıra çağıra ağlamak istiyorum anne, çok ağlamak istiyorum... ama tek yapabildiğim sadece bir gülümseme. İçimde fırtınalar koparken, dışımda bir yaprak bile kıpırdamıyor. Nerden bilecekler neler düşündüğümü, aklımda kimin ölüp dirildiğini, hangi sahneleri tekrardan yaşadığımı. Nerden bilecekler benim de yanına gelmek istediğimi...

© 2025 | Το συγγραφικό blog της Rai. Διατηρούνται όλα τα δικαιώματα.
Υλοποιήθηκε από τη Webnode
Δημιουργήστε δωρεάν ιστοσελίδα! Αυτή η ιστοσελίδα δημιουργήθηκε με τη Webnode. Δημιουργήστε τη δική σας δωρεάν σήμερα! Ξεκινήστε